Âhî Tacı ve Sancağı

Âhî tacı

Mustafa Resmî Âhî Hazretleri’nin ihdâs etmiş olduğu bir tâc vardır ki ‘Âhî tâcı’ diye meşhurdur. Bu tâc yeşil destârlı, sekiz veyâ on iki terkli (dilimli) olup merkez kutbunda düğme bulunmaz, düğme yerine Mühr-i Gül-i İsmâil veyâ Gül-i Bağdâdî konur. Âhî tâcının rengi turuncudur. Bâzı kaynaklarda yanlış olarak Âhî Hazretleri’nin kendi giydiği tâcların beyaz ve yeşil, halîfelerinin giydiklerinin turuncu olduğu yazılı ise de Hüseyin Nazmi Geylânî Hazretleri, onun giydiği tâcın da turuncu olduğunu söyleyerek bize doğrusunu öğretmiştir.

Tâcın sekiz terkli olmasında rumuzlar vardır. Sekiz sayısı Allah’ın sübûtî sıfatlarının sayısıdır. Allah’ın sübûtî sıfatları şunlardır.

Hayat (Allah diri ve canlıdır, her şeye can veren O’dur).
İlim (Allah her şeyi bilendir, O’nun bilgisi her şeyi kuşatır, artmaz, eksilmez).
Semî (Allah işiticidir, gizli veyâ açık her sesi duyar).
Basar (Allah görücüdür, gizli veyâ açık, karanlık veyâ aydınlık, her ne var ise görür).
İrâde (Allah dileyicidir, dilediği olur, dilemediği olmaz, hiç bir zorundalığı yoktur).
Kudret (Allah sonsuz güç ve kudret sâhibidir, güç yetiremeyeceği bir şey yoktur, O her şeye kādirdir).
Kelâm (Allah konuşur, ses ve harfden oluşmayan bir şekilde konuşur).
Tekvîn (Allah yok olanı yokluktan varlığa çıkarıcıdır, yegâne yaratıcı O’dur).

Sekiz sayısı aynı zamanda Arapça’da sekiz harfden oluşan şu kelimelerdeki sırlara işâret eder.

Kelâmullah,
el-Hamdü lillah,
eş-Şükrü lillah,
Allah Muhammed,
Resûlullah,
Şâh-ı Velâyet,
Muhammed Mehdî,
Muhyiddin (Abdülkādir Geylânî Hazretleri’nin lakab-ı şerîfi),
Ahd-i Misâk.

Mehmed Saîd
 Efendi’nin mezar taşının tepesindeki Âhî tâcı Nazmi Geylânî Hazretleri’nin sandukası üstündeki Âhî tâcı
Âhî Hazretleri’nin kardeşi
Şeyh Mehmed Saîd Efendi’nin mezar taşının tepesindeki Âhî tâcı
Nazmi Geylânî Hazretleri’nin
sandukası üstündeki Âhî tâcı

Âhî sancağı

Sancak, tarîkatın mutlaka olması gereken iki unsurundan biridir (diğeri evrâd-ı şerîfdir; az aşağıda evrâd-ı şerîfi sunuyoruz). Tarîkat sancaklarının kaynağı Cenâb-ı Peygamber Efendimiz Hazretleri’nin ‘Livâ-yı Hamd’ adlı sancağıdır. Sancak, dergâhların kıble tarafına konurdu, bîat onun önünde yapılırdı. Sancakların üzerinde büyük kişilerin adları olur, sancak o kişilerden gelen nakillerin timsâlidir.

Üstünde Âhî Hazretleri’nin adı yazılı olan bir Kādirî sancağı vardır. Bu sancak bordür süslerinin içinde, yaklaşık 6 : 5 oranında kenarları olan dikdörtgen içine yazılmış yazılardan oluşuyor. Sancağın zemîni yeşil, yazıların rengi sarıdır. Dört köşesinde Allah’ın dört adı, dört büyük velinin adları, ortasında dört halîfe ile Hazret-i Fâtıma’nın adı yazılıdır. Merkezdeki Hazret-i Ali’nin adı, sancağın en dikkat çekici unsurunu teşkil ediyor. Bunun üstünde Hazret-i Abdülkādir Geylânî’nin adı ile Cenâb-ı Peygamber Efendimizin mübârek adı ve ism-i Celâl görülmektedir. Orta bölümdeki yazılar on iki imam hazretlerinin adları ile çevrelenmiştir. Bu adlar ile “Ali” yazıları arasında Ahzab sûresinin 33. âyetinin son kısmı, sol kenarın ortasında Fetih sûresinin birinci âyeti, sağ kenarın ortasında “Yâ Hazret-i Şeyh Seyyid Mustafa Âhî er-Resmî el-Kādirî” yazılıdır.

Sancağın fotoğrafını ve üstündeki yazıları iki ayrı sayfada ziyâretçilerimize sunuyoruz.

Evrâd-ı şerîf

Aşağıda sözlerini sunduğumuz Kādirî evrâd-ı şerîfi, Hüseynî makāmında okunur.

Eûzübillâhimineşşeytanirracîm

Bismillahirrahmânirrahîm

el-hamdü lillahi rabbi’l âlemîn er-rahmâni’r rahîm mâliki yevmi’d-dîn iyyâkenâbüdü ve iyyâkenestaîn ihdine’s-sırâte’l-müstakîme sırâte’llezîne en’amte aleyhim gayri’l-mağdûbi aleyhim ve le’d-dâllîn

âmîn

yâ Muîn

innallahe ve melâiketehu yusallûne ale’n-nebiyyi yâ eyyühellezîne âmenû sallû aleyhi ve sellimû teslîmâ

allahümme sallî ve sellim ve bârik alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn

sübhâne rabbike rabbi’l-izzeti ammâ yesıfûn ve selâmün ale’l-mürselîn ve’l-hamdü li’llahi rabbi’l-âlemîn

es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ resûlallah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ habîballah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ halîlallah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ nebîyyallah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ safîyyallah

es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ hayre halkillah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ nûre arşillah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ emîne vahyillah

es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ men zeyyenehullah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ men şerrefehullah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ men kerremehullah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ men azzemehullah
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ men allemehullah

es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ seyyide’l-mürselîn
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ imâme’l-müttakîn
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ hâteme’n-nebiyyîn
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ rahmeten li’l-âlemîn
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ şefîe’l-müznibîn
es-selâtü ve’s-selâmü aleyke yâ resûle rabbi’l âlemîn

selevâtu’llahi ve melâiketihi ve enbiyâihi ve rusulihi ve hameleti arşihi ve cemîi halkihi alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihi ve sahbihi ecmaîn

Allahümme sallî âlâ seyyidinâ Muhammedin abdike ve nebîike ve habîbike ve resûlike’n-nebiyyi’l ümmiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim
Allahümme sallî âlâ seyyidinâ Muhammedin abdike ve nebîike ve habîbike ve resûlike’n-nebiyyi’l ümmiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim
Allahümme sallî âlâ seyyidinâ Muhammedin abdike ve nebîike ve habîbike ve resûlike’n-nebiyyi’l ümmiyyi ve alâ âlihi ve sahbihi ve sellim

Allahümme sallî alâ seyyidinâ Muhammedin in’nebiyyi’l melîhi sâhibi’l makāmi’l âlâ vel lisâni’l-fasîh
Allahümme sallî alâ seyyidinâ Muhammedin in’nebiyyi’l melîhi sâhibi’l makāmi’l âlâ vel lisâni’l-fasîh
Allahümme sallî alâ seyyidinâ Muhammedin in’nebiyyi’l melîhi sâhibi’l makāmi’l âlâ vel lisâni’l-fasîh

Allahümm-ec’al efdale salevâtike ebedâ
ve enmâ berekâtike sermedâ
ve ezkâ tahiyyâtike fadlen ve adedâ

alâ

eşrefi’l-halâiki’l-insâniyye
ve mecmai’l-hakāiki’l-îmâniyye
ve tûri’t-tecelliyâti’l-ihsâniye
ve mehbiti’l-esrâri’r-rahmâniyye
ve arûsi’l-memleketi’r-rabbâniyye

ve vâsıtatı ıkdi’n-nebiyyîn
ve mukaddimi ceyşi’l-mürselîn
ve kāidi rekbi’l-enbiyâi’l-mükerremîn
ve efdali’l-halki ecmaîn

hâmili livâi’l-izzi’l-âlâ
ve mâliki ezimmeti’l-mecdi’l-esnâ

şâhidi esrâri’l-ezel
ve müşâhidi envârı sevâbıkı’l-üvel

ve tercemânı lisâni’l-kıdemi
menbâi’l-ilmi ve’l-hilmi ve’l-hikem

mahzarı sırrı’l-cûdi’l-cüz'iyyi ve’l-külliyy
ve insânı aynıl vücûdi’l-ulviyyi ve’s-sufliyy

rûhi cesedi’l-kevneyn
rûhi cesedi’l-kevneyn
rûhi cesedi’l-kevneyn
ve ayni hayâti’d-dâreyn

el-mütehakkiki bialâ rutebi’l-ubûdiyyeh
ve’l-mütehallıkı biahlâkı’l-makāmâtı’l-istifâiyyeh

el halîli’l-âzam
ve’l habîbi’l-ekrem
seyyidinâ Muhammedin bin Abdullah bin Abdülmuttalib
ve alâ sâiri’l-enbiyâi ve’l-mürselîn
ve alâ melâiketike’l-mukarrebîne
ve alâ ibâdillahi’s-sâlihîne
min ehli’s-semâvâti ve ehli’l-aradîne
küllemâ zekereke’z-zâkirûne
ve gafele an zikrike’l-gāfilûne
ve sellim ve radiyallahu an ashâbı resûlillahi ecmaîn

Resmiyye’de uzun saç

Kādirîliğin Resmiyye koluna bağlı dervişlerin çoğu saçlarını uzun bırakırlardı. Kabakulak Âsitânesi’nin dervişlerini uzun saçlı olduğunu biliyoruz. Ahmed Şemseddin Efendi, Mehmed Sâdeddin Efendi gibi şeyhler de uzun saçlı idiler. Mehmed Şemseddin Efendi, kendi eliyle yazdığı bir kitabın kenarına şu notu düşmüş:

Hazret-i Ebû Bekir, ve Ömer ve Osman ve Ali (radiyallahu anhum) Hazretleri, saçlı âhirete intikāl ettiler. Traş olmak vâki olmadı. “Bir adam bir adama dese ki «traş olsana, ruhbâna benzersin» dese, fıkhan küfürdür, kâfir olur” deyû kitâblarında tasrih eylediler.

Resmiyye’de kıyam zikrine ve devrâna kalkış

Kādirî dergâhlarında, bilhassa Hâkî Baba Dergâhı’nda kıyam zikrine kalkılırken Hâkî Baba’nın ‘sorma bana’ redifli ilâhisi okunurdu.

Kādirîlerin bir kısmı, bilhassa Resmîler, “Bihamdillah ki islâmım delilim Mustafa geldi” veyâ “Geylân’dan yürüdü pîrim Abdülkādir” kıyam cumhuru ile devrâna kalkarlardı.

Seyyid Nizâm oğlu Seyfullah Efendi Hazretleri’ne âit olan ilk ilâhînin güftesini ve sofyan usûlünde, sabâ makāmındaki bestesini aşağıda sunuyoruz (Türk Mûsikîsi Klasikleri: ilâhîler / Ali Rıza Şengel; neşre hazırlayan, Yusuf Ömürlü. Kubbealtı Neşriyatı, 1979).

Bihamdillâh ki islâmım delilim Mustafâ geldi
Emîrim rehberim şâhım Aliyyü’l-Murtazâ geldi

İmâmım ol kerem kânı nice ben sevmeyem ânı
Resûlun ol kurretü’l-aynı Hasan Hulki’r-rızâ geldi

Fedâ olsun âna cânım hem oldur dînim îmânım
İki âlemde sultânım Hüseyn-i Kerbelâ geldi

Ana ins ü melek bende en ednâ bendesi ben de
Cihânın kutbu âlemde Ali Zeyne’l-abâ geldi

Muhammed Bâkır ol şâhım İmâm Câfer’durur mâhım
Bulardan Mûsâ el-Kâzım ki ol nûr-ı Hüdâ geldi

Yüzüdür kāf ve’l-Kur’ân mezârı Kâbe-i irfân
Cihâna rahmet-i Rahmân Ali Mûsâ Rızâ geldi

Takî şâh-ı velâyettir Nakî nûr-i hidâyettir
Bular makbûl-ı hazrettir ki bize rehnümâ geldi

Hasan el-Askerî kıblem eşiği taşıdır Kâbem
Yolunda cân u baş vermem bana gâyet safâ geldi

Muhammed Mehdî-i âhir gele bir gün ola zâhir
O vaktin hâricî münkir bu dergâhtan cüdâ geldi

Behey derviş göz açıp bak cihân bunlarladır revnak
Buların bastığı toprak gözüme tûtiyâ geldi

Sözün Seyfî ilâhîdir cevâbın nutk-ı şâhîdir
Hakîkat burc-ı mâhîdir bu yola bî-riyâ geldi

İlâhî bestesi


Hakk’ı erden, eri Mü’min’den iste
Budur sözüm sana şikeste beste

Bu sayfa son olarak 20.05.2012 târihinde değiştirilmiştir.